Dergah nedir?

Eskiden tarikat mensuplarının oturduğu, ayın yaptığı yere denirdi. Daha küçüğü «tekke», tekkenin de küçüğü «zaviye» diye anılırdı. Dergah ve tekkelerde dervişlerin yatıp kalkmalarına mahsus özel odalar olurdu. Zaviyeler daha küçük olduğundan yatıp kalkacak yerleri olmazdı. Bir dergahta o tarikatın kurucusu gömülü ise o zaman burası «asitane» (eşik) adını alırdı. Mesela Mevlana dergahında, Mevlana Celalettin Rumi'nin türbesi bulunduğu için burası bir asitanedir.

Bir tarikata mensup dervişlerin tarikat törelerini uyguladıkları yer. Büyüklerine asitane, küçüklerine zaviye denir. Asitaneler, aynı zamanda, tarikat kurucularının türbelerinin bulundukları yerlerdir. Dergahlarda ibadet, zikir, eğitim, barınma gibi işler için özel bölümler bulunurdu. Dergahlarda en büyük bölüm, toplu ayin ve törenlerin yapıldığı meydandır.

Farsça asıllı olan ve sözlükte kapı anlamına gelen der kelimesinin sonuna yer bildiren gah ekinin getirilmesiyle oluşan dergah, "kapı yeri" demektir. Tasavvuf kavramı olarak ise, tarikat pirlerinin veya büyük şeyhlerinin ikamet edip irşad faaliyetini sürdürdükleri ve mezarlarının bulunduğu merkezi tekke anlamında kullanılmaktadır. Ayrıca birçok İslam ve müslüman Türk devletinde, özellikle Selçuklular'da hükümdar sarayı karşılığında da kullanılmıştır.

Ancak, zaviyeler, geceli, gündüzlü barınılan yerler değildi. Dergah, tekke ve zaviye arasında, yapı bakımından, başka farklar da vardı.Bir dergahta, o tarikatın kurucusu, yani piri gömülüyse, oraya «asitane» (eşik) denir. Örneğin, Mevlana Dergahı, Mevleviliğin kurucusu olan Mevlana Celalettin Rumi’nin türbesi de içinde olduğundan, bir asitanedir. Dergah ve tekkelerde, dervişlerin yatıp kalktığı ayrı odalar vardı. Bunlara «hücre» denirdi. Gene, bütün dervişlerin toplu olarak namaz kıldıkları, ya da tören’yaptıkları sofaya da, «sema’hane» adı verilir.

Sözlükte "dergah" ne demek?

1. Tarikattan olanların barındıkları, ibadet ve törenler yaptıkları yer, tekke.

Ankara Taceddin dergahı

Günümüzde mehmet akif ersoy müze evi olarak kullanılan, Mehmet Akif Ersoy'un kurtuluş savaşı yıllarında ankara'da ikamet ettiği ve İstiklal Marşı başta olmak üzere çok sayıda şiirini yazdığı müzeye dönüştürülmüş ankara evdir. Hacettepe üniversitesi merkez kampüsünün sınırları içinde yer alır. Vaktiyle Taceddin dergahı olan bu yapı, Taceddin şeyhi tarafından savaş yıllarında Mehmet Akif'e tahsis edilmişti. Yapı 1949'da şehir meclisi kararı ile müze-eve dönüştürüldü ancak uzun yıllar harap durumda kalmıştır.

dergah

1982 yılında yeniden onarıldı ve 1984'te ziyarete açıldı. Müze-ev'de Mehmet Akif Ersoy'a ait cep saati, gözlük, tesbihi, tüfek ve büyük şairin yüzünün kalıbı müzede teşhir edilen eserlerdendir. Evin karşısında 2003 yılında yapılmış olan Mehmet Akif'in büstü ile istiklal marşı'nın ilk iki kıtasının yazılı olduğu bir kitabe yer almaktadır. Taceddin dergahı, ilk olarak Kanuni Sultan Süleyman tarafından Hacı Bayram-ı Veli'nin kurduğu bayramiye tarikatkının bir kolu olan celvetiler için yaptırılmıştır. 1826'da tamir edilmiş ve Sultan Abdülmecit tarafından ilaveler yapılarak türbe, dergah evi, çeşme, hazire ve camiden oluşan bir külliye haline gelmiştir.

Dergahın bulunduğu sokak sonradan mehmet akif sokağı adını almıştır. Mehmet Akif Ersoy, istanbul'un işgalinden sonra aldığı davet üzerine milli mücadeleye katılmak üzere ankara'ya gelmişti. kendisine büyük hayranlık duyan Taceddin-i Veli camisi imamı Tevfik Hoca Tevfik Çiftdoğan kendisini karşılamış; şehirde kiralık ev bulmanın çok zor olduğu o dönemde külliyede yer alan bu yapıyı kendisine tahsis etmişti.

Şair, 1. t.b.m.m Burdur Milletvekili olduğu yıllarda günlerini bu mütevazı evde geçirdi; dostlarıyla milli mücadele meselelerini tartıştı. Mehmet Akif, bir ulusal marş yazılması için açılan yarışmaya para ödüllü olduğu için başlangıçta katılmamıştı. Yarışmaya katılan şiirlerin hiç birisi uygun nitelikte bulunmayınca dönemin milli eğitim bakanı Hamdullah Suphi tanrıöver'in ısrarı üzerine İstiklal marşı'nı bu evde yazmaya başladı. Gece gelen ilhamı kaçırmamak için bazı dörtlükleri mum ışığında dergahın duvarlarına kazdığı anlatılır. Şair, meşhur bülbül şiirini de bu evde yazmıştır.